Haçlı Seferlerinin Asıl Amacı Neydi?

Bu yazıyı okuduğunuzda,Haçlı Seferlerinin Asıl Amacı Neydi? Tapıknakçılar (Tapınak Şövalyeleri) Nasıl Kuruldu ve Amaçları Neydi?  İnsanlık Cinselliğe Nasıl Teşvik Edildi?  Kudüs Halkı Nasıl Katledildi? tüm bu soruların yanıtını alacaksınız iyi okumalar.

Haçlı Seferleri ne kadar Hristiyan inancının bir ürünü olarak bilinsede, aslında temeli bütünüyle maddi çıkarlara dayalı olan savaşlardır. Avrupa’nın büyük bir yoksulluk ve sefalat içinde yaşadığı bir devirde Doğu’nun ve özellikle de Ortadoğu’daki Müslümanların refah ve zenginliği, Avrupalıları özellikle de Kilise’yi cezbetmiştir.

Bu cazibenin, Hristiyanlığın dini öğretileriyle de süslenmesi soncunda, dini görünüm altında fakat gerçekte dünyevi amaçlara, yönelik bir “Haçlı” zihniyeti ortaya çıkmıştır. Hristiyanların, daha önceki devirlerde temel de barışçı bir siyaset izlerken, ani bir dönüşle savaşçılığa eğilim göstermelerinin asıl nedeni de budur.

Haçlı Seferleri’nin başlangıç noktası, 1905 yılının Kasım ayında, Papa II. Urban’ın başkanlığında ve üç yüz din adamının katılımıyla gerçekleşen Clermont Konseyi oldu. Bu konseyde o zamana kadar Hristiyan dünyasında hakim olan barışçı doktrin terk edildi ve Haçlı Seferleri’nin temeli atıldı.

Papa II. Urban farklı toplumsal sınıflara mensup bir kalabalığa yaptığı konuşmada, Hristiyanlardan kendi aralarındaki çekişme ve savaşları bırakmalarını istedi; zengin, fakir, “asil”, köylü herkesi tek bir bayrak alyında birleşmeye ve “kutsal toprakları Müslümanların elinden kurtarmak için” savaşmaya çağırdı. Ona göre bu, “kutsal bir savaş” olacaktı.

Tarihçilerin iyi bir hatip olarak tanımladığı II. Urban’ın amacı, Hristiyanları, Müslüman Türklere ve Araplara karşı kışkırtmaktı; bunda da başarılı oldu. Doğu’daki Hristiyanların zor durumda olduğunu, hacıların taciz edildiğini ve engellendiğini iddia etti. Elbette bunlar gerçeklere tamamen aykırıydı.

Zira tarihçilerin de ifade ettikleri gibi, o dönem Müslümanlar, Ehl-i Kitaba büyük bir hoşgörü ve adaletle davranıyor, her türlü ibadetlerine de izin veriyorlardı. Kutsal topraklarda yaşayan tüm azınlıklar İslam ahlakının getirdiği bu huzurlu ortamdan faydalanıyorlardı.

Kudüs Nasıl Katledildi? Kudüs İşgal Altında.

Papa II. Urban’ın çağrısına heyecanla tabi olan Avrupalı krallar, prensler, aristokratlar veya diğer insanlar da aslında temelde dünyevi niyetlerle bu savaş çağrısını kabullenmişlerdi. Fransız şövalyeleri daha fazla toprak ummuş, İtalyan tacirleri Doğu Avrupa limanlarında ticareti büyütmeyi hayal etmiş, çok sayıdaki yoksul insan da, sadece gündelik sıkıntı ve zorluklarından kaçabilmek için bu seferlere katılmıştı. Nitekim bu aç gözlü kitle, yol boyunca pek çok Müslümanı -ve hatta Yahudiyi sırf “altın ve mücevher bulma” hayaliyle öldürdü. Hatta Haçlılar, öldürdükleri insanların karınlarını deşerek, “ölmeden önce yuttuklarına” inandıkların altın ve değerli taşları araştıyorlardı. Haçlıların maddi hırsı o kadar büyüktü ki, IV. Haçlı Seferi’nde Hristiyan Konstantinopolis’i (yani İstanbul’u) dahi yağmalamaktan çekinmemişler, Ayasofya’daki Hristiyan fresklerinin altın kaplamalarını sökmüşlerdi.

İşte kendilerine “Haçlılar” denen bu güruh, üç büyük grup halinde 1096’nın yaz aylarında yola çıktılar; farklı rotaları izleyerek Bugün ki İstanbul’da bir araya geldiler.
Haçlılar yol boyunca pek çok yeri yakıp yıktıktan pek çok Müslümanı kılıçtan geçirdikten sonra 1099 yılında Kudüs’e vardılar. Yaklaşık 5 hafta süren uzun bir kuşatmanın ardından şehrin düşmesiyle kente girdiler.
Kudüs’e giren Haçlılar karşılaştıkları herkesi akla hayale gelmicek şekilde öldürdüler, kılıçtan geçirdiler; buldukları herşeyi yağmaladılar. Camilere sığınan masum insanları çoluk çocuk, genç yaşlı demeden katlettiler, Müslümanların ve Yahudilerin kutsal mabetlerini tahrip ettiler. Şehrin sinagogunda saklanan Yahudileri, sinagogu ateşe vermek suretiyle yaktılar. Eşine az rastlanır bu barbarlık şehirde öldürecek kimse kalmayıncaya kadar devam etti.

Tapınakçılar(Tapınak Şövalyeleri) Nasıl ve Neden Kuruldu?

Birinci Haçlı Seferi, 1099 yılında kudüs’ün düşmesi ve yaklaşık 460 yıldır Müslümanların egemenliği altında bulunan toprakların Hristiyanların eline geçmesiyle sonuçlandı. Haçlılar, Kudüs’ü kendilerine başkent yaptılar ve sınırları Filistin’den Antakya’ya kadar uzanan bir Latin Krallığı kurdurlar.

Bu tarihten sonra Haçlıların Ortadoğu’da tutunabilme mücadelesi başladı. Kurudkları devleti ayakta tutabilmek için örgütlenmeleri gerekiyordu. Bu nedenle daha önce benzeri bulunmayan “askeri tarikatlar” kuruldu. Bu tarikatların üyeleri, Avrupa’dan Filistin’e göç edip, burada bir tür manastır hayatı yaşıyor, bir yandan da Müslümanlara karşı savaşmak için askeri eğitim görüyorlardı.

İşte bu tarikatlardan biri, diğerlerinden farklı bir yol tuttu. Ve tarihin etki edecek bir değişim yaşadı. Bu tarikat “Tapınakçılar” tarikatıydı.
Tapınakçılar, Haçlıların Kudüs’ü ele geçirmelerinden ve bir Latin Krallığı kurmalarından yakşaık 20 yıl sonra tarih sahnesine çıktılar.. 1118 yılında kurulan ve herkesçe tanınan adı “Tapınakçılar” veya “Tapınak Şövalyeleri” olan bu tarikatın tam ismi “İsa’nın ve Süleyman Tapınağı’nın Yoksul Şövalyeleri” idi Kurucuları ise toplam 9 şövalyeden oluşuyordu.

Kurucu Şövalyeler, dönemin Kudüs Kralı II. Baldwin’in huzuruna çıktılar ve Birinci Haçlı Seferi’nin ardından Kudüs’e akın eden Hristiyan hacıların mallarını ve canlarını koruma işine talip olduklarını belirttiler. Kral, Tapınakçılar’ın ilk “Büyük Üstadı” olan Hugues de Payens’i yakından tanıyordu. Kendilerine büyük destek verdi; aynı zamanda onlara bir zamanlar Süleyman Tapınağı’nın yer aldığı (Mesci-i Aksa’yı da kapsayan) bölgeyi tahsis etti. Büyük İslam kumandanı Selahaddin Eyyübi’nin Hıttın Savaşı’nın ardından Kudüs’ü geri almasına kadar geçen 70 yıl süresince ” Tapınak Tepesi”, Tapınakçılar’ın merkezi oldu. Kendilerine ” Süleyman Tapınağı” ile bağlantılı bir isim verilmesinin nededi de işte buydu. Özellikle burasını kendilerine üs olarak belirlemeleriyse rastgele bir seçim değil,bilinçli bir tercihti. Tapınak, Hz.Süleyman’ın gücünün bir simgesiydi; Tapınak’tan geiye kalanlar ise büyük gizler barındırıyordu.

Tapınakçılar’ın Amacı Neydi?

Kurucu şövalyelere göre, bir aray gelmelerinin amacı. kutsal toprakların ve Hristiyan hacıların güvenliğini sağlamaktı. Ancak Tapınakçılar’ın gerçek amacı çok farklıydı.
O dönemde Kudüs’te Tapınakçılar’dan başka askeri tarikatlar da vardı. Ancak onlar kuruluş amacına işlerle iştigal ediyorlardı. Örneğin Tapınaçılar’la aynı dönemde kurulan ve büyük bir teşklat olan St. John Şövalyeleri ya da diğer adlarıyla Hospitaler Şövalyeleri örgütü hayır işleri yapıyor, kutsal topraklardaki hastların ve fakirlerin yardımına koşuyordu. Diğer taraftan 9 Tapınak şövalyesinin, ilan ettikleri gibi, Hayfa’dan Kudüs’e kadar olan bir bölgeyi kendi başlarına korumaları fiziksel olarak imkansızdı. Tapınakçılar’ın yardımseverlik değil, aksine ekonomik ve siyasi çıkarlar peşinde oldukları açıktı. Masonluğun en tanınmış isimlerinden biri olan 33. dereceden büyük üstad Alpert Pike, masonluğun temel eserlerinden biri kabul edilen Ahlak ve Dogma (Morals and Dogma) adlı kitabında, Tapınakçılar’ın gerçek amacını şöyle açıklamıştır.

“…Tampliyelerin ilan edilen görevi, kutsal yerleri ziyarete gelen Hristiyanları korumaktı. Gizli amaçları ise, Ezekiel’in haber verdiği modele uygun olarak Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmekti…Tapınakçılar, en baştan beri Roma’nın (Papalık) ve onun krallarının egemenliğine karşıydı. Amaçları, zenginlik ve güç elde etmek ve gerekirse savaşarak Kabalistik dogmayı yerleştirmekti.”
Her ikisi de mason olan İngiliz yazarlar Christopher Knight ve Robert Lomas da Hiram Anahtarı (The Hiram Key) adlı kitaplarında, Tapınakçılar’ın “Filistin’e giden Hristiyan hacıları koruma sağladıklarına dair hiçbir kanıt yoktur, ama öte yandan Herod Tapınağı’nın (Süleyman Tapınağı’nın yeniden inşa edilmiş hali) yıkıntıları altında yoğun araştırma kazıları yaptıklarına dair son derece ikna edici kanıtlar buluyoruz.”

Hiram Anahtarı kitabnın yazarları, Tapınakçılar’ın bu araştırmalrının sonuçsuz kalmadığını, bu tarikatın gerçekten de Kudüs’te, “dünya görüşlerini değiştiren” önemli bir şeyler bulduklarını yazmaktadırlar. Pek çok araştırmacı da aynı kadnıdadır. Tapınakçılar’ıın Hristiyan bir dünyada doğmlarına, Hristiyan kökenden gelmelerine rağmen, Hristiyanlıktan tamamen farklı bir inanca ve felsefeye bağlanmalarına neden olan, onları sapkın ayinlere, kara büyü ritüellerine yönelten bir “kaynak” olmalıdır.

İşte bu kaynak, pek çok tarihçinin oratk kanısına göre Kabala’dır. Kabala, kelime anlamıyla “sözlü gelenek” demektir. Ansiklopedilerde veya sözlüklerde, Yahudi dininin mistik, ezoterik (batıni) bir kolu olarak tarif edilir. Bu tanıma göre, Kabala, Tevrat’ın ve diğer Yahudi dini kaynaklarının gizli manalarını araştıran bir öğretidir. Ancak konuyu biraz daha yakından incelediğimizde, karşımıza farklı gerçekler çıkmaktadır. Bu gerçeklerin bizi ulaştırdığı sonuç ise, Kabala’nın, Yahudiliğin temeli olan Tevrat’tan da önce var olan, Tevrat’ın vahyedilmesinden sonra Yahudiliğin içinde yayılan, “pagan” yani putperest kökenli bir öğreti olduğudur.

Tapıknakçılar, misyoner bir Hristiyan tarikatı görünümünde, cahil halkın gözünü boyayarak büyük ve haksız bir üne kavuşmuşlardır. Halk için onlar, Hristiyanlığın koruyucusu, fakirlerin yardımcısı, üstün ahlaki değerlere sahip birer aziz ve bir tür destan kahramanılardır. Bu sahte imaj o kadar güçlüdür ki, Tapınakçılar, hiç rahatsız edilmeden, Hristiyanlıkla taban tabana zıt bir hayatı sürdürmeyi başarmışlar, ticaret,yağma,bankerlik gibi faaliyetlerle elde ettikleri fahiş kazançların yanı sıra, yapılan bağışlarla da, servetlerine servet katmışlardır.

İnsanlık Nasıl Cinselliğe Teşvik Edildi?

Tapınakçılar hakkında çok sayıda şikayet ve söylenti yayılmaya başlamıştır. Dindar bir tarikatın büyük bir gizlilik içinde hareket etmesi, yanlış ve yasak bir şey yaptıkları iddiasını güçlendirmiştir. Şövalyelerin açgözlülüğü, vicdansızlığı, servet tutkuları ve hırsları yaygın olarak bilinmektedir. Ayrıca şatolarda düzenlenen gizli törenler, şeytana tapma ayinleri, ahlak dışı ilişkiler halkın diline düşmüştür.

Fransa Kralı için bu kabul edilebilecek bir durum değildir, bu yüzden hemen harekata geçmiş ve bir kanun çıkartarak 13 Ekim 1309 yılında, ülkesinde bütün tapınakçıları tutuklamıştır. Tarikata kabul töreni sırasında yeni adayların kurallara göre Allah’ı , Hz.İsa’yı ve azizleri reddetmeleri, Hz. İsa ve kutsal değerler üzerine bir çok saygısızlık yapmaları, haça tükürmeleri ve idrarlarını yapmaları, daha eski olan Tapınak şövalyeleri tarafından ağızlarından, göbeklerinden ve kalçalarından, “Oscolum Infame” ya da “Utanç öpücüğü” adı verilen yöntemle öpülmeleri, homoseksüelliğin ve cnsel sapıklıkların serbets bırakılması, büyük üstadın her türlü yetkiye sahip olması, Kabala sembolizmine ve büyü törenlerine baş vurmaları tarikatın, Hristiyanlıktan çıkarak, bütünüyle sapkın bir tarikata dönüşmüş olduğunun açık delilleriydi.

Cinsel sapkınlıklarının yanı sıra tapınakçıların bir diğer gizli yönü daha ortaya çıkmıştır. Sorgudan geçirilen bazı tapınakçılar kendi aralarında yaptıkları törenler sırasında bir tür idole tapındıklarını itiraf etmişler,bunun ne olduğu ilk başta anlaşılmamış olsa da, sorgulamalar devam ettikçe tapınak şövalyelerinin açık açık şeytana taptıkları ortaya çıkmıştır.

Sorgular sonucunda ortay çıkan gerçekler, bu sapkın tarikatın yasaklanmasına ve büyük üstad Jacques de Molay’ın 1314’de haç üzerinde yakılararak idam edilmesine yol açmış, farklı ülkelere kaçmayı başarmış olsan Tapınakçılar dahi takibata uğramışlardır.
Sonuçta, 1312’de toplanan Viyana Konsülü’nün kararıyla Tapınakçılık tüm Avrupa’da yasaklanmış, yakalanan üyeleri cezalandırılmıştır. Papa V. Clement’in 22 Mart 1312’de yayınladığı ve tarihe “Vox in excelso” adıyla geçen fermanıyla tarikat dağıtılmış ve kağıt üzerinde resmi olarak tarihten silindiği kabul edilmiştir.

Dönemin kaynaklarına göre Fransa’da yaklaşık 2000 şövalyeden sadece 620 tanesi engizisyon tarafından cezalandırılmıştır. Tahminlere göre, o dönemde en az 20 bin şövalye ve şövalye başına 7-8 kişilik kadro faaliye halindedir. Bu kadrolar, denizcilikten, ticarete kadar, tarikat mensuplarının her türlü işlerini organize etmekteydiler. Yani basit bir hesap yapıldığında, Tapınakçılar takibata uğradıkları dönemde en az 160 bin kişilik bir güce sahiptirler. Bir ağ  gibi bütün Avrupa’yı ve Akdeniz kıyılarını saran bu kadro, aynı zamanda dönemin en büyük lojistik gücünü de meydana getirmekteydi. Bütün bu merkezlere dağılmış mal varlığını ele geçirmek, ne Fransa Kralı ne de Papa için mümkün olmamıştır. Krallarla yarışan bu mal varlığı, Tapınakçılara her türlü korumayı ve güvenceyi sağlamaya yetmiştir. Yani Kilise’nin bütün Avrupa’da, özellikle de İngiltere gibi Kuzey ülkelerinde yeraltında faaliyetlerine devam etmiştir. Kısaca Tapınak Şövalyeleri olarak bilinen bu örgüt en yaygın ve en ünlü Hristiyan askeri tarikatlarının başında gelmektedir. Orta çağda varlığını yaklaşık iki yüzyıl kadar sürdürmüş olan bu tarikat, Birinci Haçlı Seferi’nin akabinde kurulmuş ve Kudüs’e giden Avrupa’lı hacıların güvenliğini sağlamayı görev edinmişti.

Tapınakçılar hem asker hem rahip olma özellikleriyle Hristiyandünyasında bir ilki temsil ediyorlardı. Pek çok Haçlı Seferinde görev almışlardır. Tarikatın yapısından kaynaklanan finansal imkanların modern bankacılığında da temelini oluşturduğu söylenebilir. Tarikat, Fransa Kralı IV. Filip’in gadrine uğrayana kadar Avrupa genelinde üye sayısını ve gücünü arttırmıştır. Kral Filip, tarikat üyelerini işkenceyle itiraflara zorlamış ve yakmıştır. Fransa kralının etkisiyle Papa V. Clement’de 1307 yılında tarikatın zorla dağıtılması kararını almıştır.

Tapınak Şövalyeleri Tarikatı manastır yaşamı esasına dayanıyordu. Hristiyanlığın önde gelen din adamlarından Cistercian kurucusu Claivaux’lu Saint Bernard’ın da desteğini alan tarikat Avrupa’nın hemen her ülkesinde örgütlenmişti. Tapınakçıların her ülkede bir üstadları vardı. ve bunların hepsi tarikatın doğudaki askeri faaliyetleri ile batıdaki mali gücünü kontrolünde bulunduran Büyük Üstad’a bağlı idiller.

Tapınakçıların Sınıfları

Şövalyeler (Knights): Ağır süvariler. Üzerinde kırmızı haç bulunan beyaz kıyafet giyerlerdi.

Serjenler (Sergeants) ve Hizmetliler: Hafif süvariler. Daha alt sosyal sınıflardan geliyorlardı ve kahverengi kıyafet giyiyorlardı. Tarikatın mülkelerini ve mali işlerini yönetiyorlardı.

Papazlar: Tarikatın dini rehberleri

Bu içerik Gerçek Tarih Kulübü tarafından oluşturulmuştur.İçeriğin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘na göre suçtur.

  • Site İçi Yorumlar