TÜRK DESTANLARINDA TİPLER VE MOTİFLER

Türk Destanlarında Tipler

Tip, benzer özellikleriyle birçok eserde karşımıza çıkan ve bazı sabit özelliklere sahip
karakterdir. Tip, toplumun inandığı temel kıymetleri temsil eder.

Alp Tipi

Türk destanlarında görülen örnek tip “alp” tipidir. Alp; kahraman, yiğit, cesur
anlamlarında bir sözcüktür. Eski Türklerin yiğitlerine bu adı vermelerinin ilk koşulu yiğitlik,
cesurluk, kişisel üstünlük, kahramanlık ve asalettir. Boy içinde asil bir aileden olmayana bu
ad verilmez. Garipname’ye göre; “Alp” kişide sağlam yürek, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at,
özel bir giysi, iyi bir kılıç, süngü, yay ve kader birliği ettiği iyi bir arkadaş olmak üzere dokuz
şey gereklidir. Oğuz Kağan Destanı’nda bu tipin en idealine rastlanmaktadır. İslâmiyetten
sonraki Türk destanlarında bu tip, “Alp-Eren” tipine dönüşmüştür. Fuad Köprülü, İslâmiyetin
etkisinden sonraki Türk alplerine Alp-Gazi adını vermektedir.1
Kişilikleri ve davranışları ile bir ülkünün peşinde olan Alpler, kişisel tutkuların
üstünde topluma mal olmuş kişilerdir. Alpler, hareketli, sosyal yaşamın zorunlu bir sonucu
olarak hareket unsurunun esas alındığı güçlü erlik duygusu dediğimiz değerlerle bütünleşirler.
Bu kişiler fiziksel olduğu kadar, ruhsal açıdan da derin bir kişiliğe sahiptir. O, halkının öz
gücünü sembolize eder. Mücadelesi uğruna geri çekilme, kaçma, yılma gibi davranışlar
göstermez.
Türk destanlarındaki sosyal yaşam ve bu yaşamın önemli bir parçası olan avcılık,
hayvancılık, akıncı ruh ve göçebe yaşayış alp tipinin doğmasına neden olmuştur.
Göçebe hayatı düzenleyen ana faktör bizzat doğanın kendisidir. Yaşam anlayışının ve
kişiliğinin oluşmasını sağlayan doğa, yorucu ve yıpratıcı yapısını göçebe insana da aktarır.
İnsanın bütün yaşamı, doğanın ona verdiği yeteneklerin geliştirilmesi ile mümkündür.
Türklerdeki göçebe yaşam tarzı hareketli ve aktif olmayı gerektirmektedir. Bu
nedenle, Türk destanlarında kadın ve erkeği ile akıncı, avcı tipler daima ön plana çıkmış ve
alplik geleneği sürüp gitmiştir. Türk destanlarında görülen alp tipi, genel olarak manevi bir
güce ve Tanrı’ya inanmakta, kuvvet, kudret, başarı insanoğluna Tanrı’nın bir vergisi olarak
kabul edilmektedir. Oğuz Kağan’ın “Gök Tanrı’ya borcumu ödedim.” deyişi bu inanışın
ifadesidir.
Türkler İslâmiyeti kabul edip yerleşik hayata geçince alplik, Battal Gazi, Danişment
Gazi, Satuk Buğra Han gibi Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslâmlaştırmak için mücadele eden
kahramanlarla Alp-Eren biçiminde devam etmiştir. Alplikte cesaretin yanı sıra fizyolojik
bakımdan da kuvvet esastır. Çünkü, Alp kişi kendi cesaret ve gücüne güvenerek mücadelelere
girişir.
Alp, doğuştan olgun ve güçlü doğar.
Doğumları olağanüstü ifadelerle anlatılan ya da dolaylı olarak belirtilen kahramanların
hayatları hakkında yiğitlik gösterecek yaşa gelinceye kadar hiçbir bilgi bulunmaz. Ancak
kahramanlar on beş yaşına geldiklerinde Alplik göstermeyle ilgili olaylar ortaya çıkar. Çocuk,
bir yiğitlik göstermedikten sonra ad alamaz. Alp, çocukluğunda normal çocuklardan farklı
davranışlar sergiler. Örneğin, Oğuz Kağan ana sütünü bir kere emmiş, kırk günde yürümüştür.
Oğuz Kağan’ın babasının, çocuğunun kudretine göre ad verilmesi için düzenlediği şölende
çocuğun, birden bire “Benim adım Oğuz’dur.” demesi üzerine Oğuz adını almıştır. Dede
Korkut destanında Boğaç Han’a boğayı öldürdüğü için Boğaç Han adı verilmiştir. Yine
Manas destanında Manas’ın oğlu Semetey’e ad koyarken (doğuşunda görülen
olağanüstülükler nedeniyle), “Beş yaşında yurt yıksın, on beşinde ok atsın, büyük iller alsın”
diye dua edilmiştir. Köroğlu’nun tasviri yapılırken de “Kendisi kaynamış kara demir gibi,
kulakları kalkan gibidir. Omuzunda yirmi dört kişinin oturabileceği genişlik vardır, kalkanı
döğebilecek, çeliği çiyneyip püskürecek kuvvettedir. Narası dağları gümbür gümbür
inletirdi.” ifadesi dikkat çekmektedir. Dede Korkut’ta da Göçebe toplumun yaşam tarzı
nedeniyle Alp kişi her zaman güçlü ve mücadeleye hazır olmalıdır.
Türk destanlarında Alp her zaman atlıdır. Bu yaşantı Türk düşüncesine “Türk çadırda
doğar, at üstünde ölür.” yargısını yerleştirmiştir.
Alp kişi savaşa genellikle yalnız girmekle birlikte yanında her zaman kırk yoldaşı
bulunur. Alp ilk atışta düşmanı vurur ve yenilmez. Oğuz Kağan ve Manas savaşta kimseye
yenilmeyen Alp kişilerdir.
Gerek alp tipinin ve gerekse alp-eren tiplerinin dövüştükleri insan ve diğer varlıkların
cesaret, güç, kuvvet bakımından kahramanlardan hiç de aşağı olmadıkları görülmektedir.
Onlar da sıradan insan değil, kahramandırlar. Anlatılardaki işlevleri de isas itibariyle olumlu
olan alp-eren olan baş kahraman tipinin doğruluğunu, isteneni veya ideali ortaya
çıkarmaktadır.2
Alp gönlünü yüce tutmalı, malına kıymalı, evine konuğu gelmeli, yalan bilmemelidir.
Türk destanlarında alpler insanî; fakat hanımları ruhanî bir özellik taşır. Bu nedenle
genellikle alplerin hanımları, Tanrı tarafından gönderilmiş kutsal kadınlardır.
Oğuz Kağan’ın ilk eşi gökten inen bir ışık içinde Oğuz’un önüne çıkmıştır. İkinci eşi
de bir ağaç kovuğunda bulduğu bir kızdır. Alpler eşlerini hep kahraman, mücadeleci ve yiğit
kadınlardan seçerler. Manas, eşi Kanıkey’i bir mücadele sonucu alır.
Dede Korkut destanında Bamsı Beyrek, Banu Çiçek’le evlenebilmek için ava çıkar, at
yarıştırır, ok atar, güreşir ve bu yarışları kazandıktan sonra evlenir. Alp kişinin en önemli
özelliklerinden biri, gerçek bir yurtsever oluşudur. Güçsüz ve zayıf kimselere dokunmaz,
aman dileyeni affeder.
Burada alp kişinin iki türlü özelliği dikkat çekmektedir. Birisi mütevazilik, dürüstlük,
cömertlik, konukseverlik gibi karaktere dayanan özelliklerdir ki bunlar, Dede Korkut
Hikâyelerinde erdemli sözüyle işaret edilir, diğeri de başkesmek, kah dökmek, ata binmek
gibi özellikler olup hünerli kavramı ile işaret edilmektedir.
Bunlar bir birlerinden ayrılmaz biçimde görülen Alplik özellikleridir.

Bilge Tipi

Eski Türklerde topluma manevi liderlik yapan, toplumu yönlendiren, çağını
aydınlatan, verdiği ögütleri ve öğütlü sözleriyle yaşamlarından sonra dahi dilden dile dolaşan
kişiler vardır. Ak sakallı ifadesi ile de belirlenen bu kişiler bilge tiplerdir. Türk destanlarında
bilge tipi çok önemlidir. Ergenekon Destanı’nda demir dağı eriterek Türklerin yol bulup
çıkmasını sağlayan usta demirci, bilge tipinin en önemli örneklerindendir. Türk destanlarında
kağanların, yanlarında genellikle bilge vezirler bulundurmaları ve verecekleri önemli
kararlarda bilgelerin bilgilerine baş vurmaları bilgeliğin önemine inanılmış olmasının en
belirgin işaretidir.
Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eserinde saadetin ancak bilgi ile elde edileceği
savunulmuştur. Oğuz Kağan destanındaki Oğuz’un akıl hocalarından Uluğ Türk bilge tipinin
en güzel örneklerindendir Bilge Kağan anıtı da bilgeliğin önemini vurgulayan bilgi ve
belgelerden bir diğeridir. Ergenekon destanında, demir dağ eriterek Türklerin yol bulup
Ergenekon vadisinden çıkmalarını sağlayan usta demirci de bir çeşit bilge tipi örneğidir. Bu
durum bir bakıma uzmanlığa verilen değerin destanlara yansımasıdır.
Oğuz Kağan destanında kağnıyı icat eden kişinin şahsında uzmanlığın taltif edildiği
bilinmektedir. Oğuz Kağan Destanı’nda, Uygur Türeyiş Destanı’nda, Manas Destanı’nda ve
Dede Korkut’ta bilgiye verilen önem, bilge kişilerin kişiliğinde yaşatılmıştır.
Oğuz Kağan destanının Uluğ Türk’ünün şahsında ilk örneğini gördüğümüz bilge
devlet adamı, Manas’ta Bekay, Dede Korkut Destanında Dede Korkut ve diğer anlatılarda
Irkıl Ata, Yuşi Hoca gibi kimliklerle karşımıza çıkmaktadır.
Bilge kişilerde ilahî bir sezgi gücü bulunmaktadır.
Gerek İslâmiyetten önceki gerekse İslâmiyetten sonraki Türk destanlarında alplik ve
bilgelik âdetâ iç içedir.
Türklerin şaman ve kam geleneğinin devamını hatırlatan Korkut Ata profili, yaşlı,
töreleri yürüten, doğa üstü ve doğa olayları arasındaki ilişkileri düzenleyen bir tiptir.
Dede Korkut hem maddi, hem manevi alanlardaki yiğitlikleriyle alperen tipinin Türk
kültüründeki ilk temsilcisi ve örneğidir. Dede Korkut akıl, maneviyat, ululuk yönleriyle
maddi gücün manevi güç ile bütünleştiği bir simge değerdir. Dede Korkut Hikâyeleri onun
bilge tipi etrafında şekillenmiştir.

Kadın Tipi

Aile bütün toplumlar için daima en önemli kavramlardan biri olmuştur. Küçük
sosyal gruplar içinde en sürekli ve vazgeçilmez olanı ailedir. Tüm Türk destanlarındaki gibi
Dede Korkut Hikâyelerinde görülen aile yaşayışında gelenekler ve anayasa yerine geçen töre
hakimdir. Türk destanlarının tümünde olduğu gibi Dede Korkut Hikâyelerinde aile çok
sağlam bir temel üzerine kurulmuştur. Aile kavramı içinde en önemli bir yere sahip olan
soyun devamlılığının kaynağı olan, yuvayı yapan, fedakârlık ve sadakatiyle toplum içinde
farklı bir yere sahip olan kadındır.
Türk destanlarında kadın bazen evin reisliğini üstlenir ve erkeğinin en büyük
destekçisidir. O da gerektiğinde erkeği ile ata binip ava gider ve her türlü tehlike karşısında
uyanık olur. Erkek kahraman kadar yiğitlik özelliklerine sahiptir.
Göçebe toplum yapısı içinde ata binen, kılıç kuşanan, ok atan, ava çıkan kadın destan
kahramanları, benzer yapıya sahip Altay yöresi destanlarında Altın Arığ ve diğer destan
örneklerinde görülebileceği üzere son derece etkindirler. Kırgızların Cangıl Mırza, Uygurların
Nözüğüm, Başkurtların Zaya Tülek, Hakasların Altın Arığ destanlarında baş kahramanlar hep
kadındır. Manas’ın hanımı Kanıkey, bozkır kültürünün ideal kadın tipi olarak karşımıza
çıkar.
Danişmentname’deki Efrumiye adlı kadın kahraman destanlardaki kadın tipinin
idealleştirilmiş bir örneğidir. Yine Battal Gazi Destanında, Battal’ın eşi Zeynep ve gördüğü
rüya sonucu İslâmiyeti kabul edip Battal Gazi ile evlenen Mah Piyruz, Kayser’in askerlerine
karşı kahramanca savaşır, tutsak olur ve kulede tutsak iken kurtulurlar.
Destanlardaki kadın kahramanların kuvvet, kudret ve cesaret yönünden erkekten hiç
farkları yoktur. Kadının destanlardaki yeri sosyal hayattaki üstün mevkiinin aynıdır. Analık
görevi, Türkler arasında kadına büyük değer kazandırmış, onu ilâhî bir varlık konumuna
sokmuştur.
Yaratılış Destanı’nda Tanrı’ya insanları ve dünyayı yaratması ilhamını veren Ak-Ana
bir kadındır. Oğuz Kağan’ın ilk karısı ışıktan, ikinci karısı ağaçtan doğmuş kutsal kadınlardır.
Türklerdeki kadın anlayışının İslâmiyetten sonraki Türk destanlarında da devam ettiği
görülmektedir. Dede Korkut’ta kadınların yeri ve önemi çok büyüktür.
Manas’ta ise kadın evin kaderinin ve namusunun koruyucusu olarak gösterilir. Dede
Korkut’ta Kan Turalı, düşmanlar tarafından sarılınca eşi Selcen Hatun at biner, kılıç kuşanır
ve savaşır. Bayındır Han’ın ziyafetlerinde oğlu olanı ak otağa, kızı olanı Kızıl Otağa, Oğlu
kızı olmayanı Kara Otağa oturtması kadının da toplumda işlevine göre büyük önem
kazandığının işaretidir. Türk destanlarındaki kadın tipinde karı koca sevgisi ve kocaya
bağlılık ön plandadır. Dede Korkut’ta da aile bağına büyük önem verildiği görülmektedir.
Daha çok tek kadınla evlenilir. Aile dışında aşk hayatı görülmez. Beyler eşlerine karşı
saygılıdır. Onların duygularına önem verirler. Kadınlar, çoğu kez erkekler gibi savaşçı ve
onun imdadına yetişecek kadar cesaretlidir.

Türk Destanlarında Motifler

Destan motifleri, destan kahramanları ile iç içe bir durumdadır. En önemli rol
kahramanın olduğu için motifler kahramanın eylemlerine uygun olarak gelişirler. Ayrıca
toplumun inancı ve yaşantısı da motifleri şekillendirir.
İslâmiyetin kabulünden önceki Türk destanlarında Şamanist unsurların ön planda
olduğu görülmektedir.

Işık Motifi

Işık, destanlara aydınlık veren dini bir motiftir. Destanların büyük kahramanları ve
onların evlenecekleri kadınlar çok defa kutsal bir ışıktan doğarlar. Yaratılış destanındaki Ak –
Ana, ışıktan bir kadın sembolüdür.
Oğuz Kağan destanında Oğuz’un evlendiği kadın gökten inen mavi bir ışıktan doğar.
Yine Oğuz Kağan destanındaki Oğuz ordularına yol gösteren kurdun Oğuz’un çadırına inen
bir ışıktan doğduğu belirtilmektedir.
Türklerin İslâmiyet’ten önce bağlı bulundukları Şamanizm’de uçmak ifadesi ile
belirlenen sonsuz mutluluk ülkesi, cennet bir ışık dünyasıdır. Şamanizme göre yerden on yedi
kat göğe doğru gidildikçe aydınlanan bir ışık dünyası bulunmaktadır.
Uygurların benimsediği Işık dini de denilen Maniheizmin tanrısı da ışık tanrısıdır.
Bütün eski Türk inanışlarında ışık hep ön plandadır. Uygur destanında Bögü Kağan’ın dört
kardeşi ile birlikte gökten inen bir ışıktan yaratıldığı anlatılmaktadır.
İslâmiyetin kabulünden sonraki destanlarda da bu motif çok önemsenmiş, destan
kahramanlarının daima yüzleri nurlu ve dolun aydan daha parlak olarak tasvir edilmiştir.
Satuk Buğra Han’ın dört kızından ikincisi Alanur’un Cebrail vasıtasıyla ağzına akan bir
damla ışıktan dünyaya gelen oğluna Ali gibi Allah’ın arslanı olduğundan Seyyid Ali Aslan
Han adını verişi bu motifin Türk destanlarında yaygınlığının örneklerindendir.

Ağaç Motifi

Ağaç motifi, Türk destanlarının asıl ögelerinden birisi olarak kabul edilir. Önemi
büyük olan ağaç destanlarda kutsallaştırılmak sureti ile yok edilmesinin önüne geçilmiştir. Bu
motif Türklerin ilkel çağlardan gelen bir önemli bir geleneğinin sembolleştirildiği
kavramlardandır. Göktürkler ve Uygurlar devrinde ağaç kutsal sayılmış, Şamanizmde orman
bütünü ile bir kült olarak görülmüş, bazı ağaçlar takdis edilmiştir.
Türk destanlarında ağaç, özellikle çınar ya da kayın gündelik hayattan alınarak
kutsallık kazandırılmış ve böylece ağaca olağanüstü bir özellik verilmiştir. İnsanın yaratılışı
ile ilgili bir Türk efsanesinde Tanrı, yer yüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce
yarattığı dokuz dallı bir ağacın gölgesinde barındırmıştır.
Ağaçların gökten indiğine inanıldığından kamların (şamanların) davulları üzerine ay
ve yıldız resimlerinin yanı sıra kayın ağacı resmi yapmışlardır.
Ağaç motifini hemen hemen her Türk destanında sıkça görmek mümkündür. Her
destanda genişçe yer almıştır.
Aslında insanlar ve evren için çok büyük önemi olan ağaç destanlarda bilinçli olarak
kutsallaştırılmak sureti ile yok edilmesinin önüne geçilmiştir.
Oğuz Kağan destanında Oğuz’un evlendiği ikinci karısı göl ortasında kutsal bir ağacın
kovuğunda yaratılmıştır. Ergenekon destanında da meyve veren ağacın kesilmesi kesinlikle
yasaktır.
İslâmiyetten önceki destanlarda rastladığımız bu kutsal ağaç motifi İslâmiyetin
kabulünden sonra da ağaç sevgisi olarak ileri düzeyde tutulmuştur. Yaş kesen baş keser gibi
halk söylemleri ile de ağaçlara zarar verilmesi engellenmeye çalışılmıştır.

At Motifi

Türk destanlarında ve diğer sözlü anlatı ürünlerinin hemen hepsinde at, önemli bir
konuma sahiptir. Bunun temelinde Türk halkının göçebe kültürünün büyük etkisi
bulunmaktadır. Devenin Arap için önemi ne ise atın da Türk için önemi odur. Destanlardaki
alp kişi destan içindeki kaderini sahibi bulunduğu atla birlikte yaşar. Destan kahramanının
yanında yer alan at, bütün Türk destan rivayetlerinde olağanüstü özelliklere sahip olarak su
ruhundan türer. Türkler, atların denizden çıkan, dağdan inen ya da gökten, rüzgârdan,
mağaradan gelen kutsal aygırlardan türediğine de inanırlardı.4
Bu at, insan gibi anlayışlı ve duygulu olup kuş gibi havada uçan özelliklere sahiptir.
Destanlarda yer alan atlar son derece süratlidirler. Göz açıp kapayıncaya kadar dağları,
dereleri aşarlar. Her birinin kendine özgü bir adı vardır. Destanlarda atın adının geçtiği yerde
sahibi de anılmış olur.
Türkler arasında atın gücünün Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Destanlarda
kahramanların en büyük yardımcısı atıdır. At destanlarda tıpkı kahraman gibi olağanüstü
özelliklere sahiptir. Kahraman atı olmadan hiçbir iş beceremez. Âdetâ, destanlarda zaferin ve
mağlubiyetin gerçek sahibi attır. Destan kahramanlarının atları soy sop sahibi, secereleri
bilinen son derece akıllı, bilinmezden ses duyan, tehlikeyi önceden sezip haber veren,
yeteneğe ve kahramanlık töresine sahip varlıklardır.5
Türklerin beslenme, yeni yerleri keşfetme ve feth etme aracı olan at, sosyal hayat
içerisinde insanın kolu-kanadı, kardeşi, yoldaşıdır. Kahraman atını yanından ayırmaz, onu
unutmaz, tanrıya yalvarırken bile atını anmadan edemez. Gücü ata dayanan bir toplum
düzeninde kahramanın atsız olması düşünülemez. Kişinin kahraman olacağının işaretlerinden
biri de at sahibi olmaktadır.
Destan kahramanları pek çok yerde atlarıyla birlikte ifade edilirler. Kahramanı tarif
etmeye yarayan ifadelerde at en önde yer alır ve çoğu zamankahramanı niteler, onun sıfatı
haline gelir. Boz aygırlı Bamsı Beyrek, Konur atlı Kazan Bey gibi ifadeler bunlardandır.
Oğuz neslinin atları gelişigüzel atlar değildir. Her birinin ayrı niteliği ve fiziksel
özelliği vardır. Bu atların boynu uzun, alınları geniş, gözleri iri ve aydınlık, kulakları dik,
sağrısı geniş, bacakları uzundur.
Yakut Türklerinin bir destanı olan Er Sogotoh destanında, Er Sogotoh’un güney
seferine giderken Kan ırmağına gelince ırmağı geçemediği ve zorda kaldığı bir sırada sarı
atının üzerindeki yüklerle uçarak Sogotoh’u ırmağın karşısına geçirdiği anlatılmaktadır.6 Çin
kaynaklarında Türklerin en uzun koşan atları yetiştirdikleri kayıtlı olup Mete’nin babası
ölünce Çinlilerin elçi göndererek bu atı istedikleri işaret edilmektedir. Mete’nin atına da
kimsenin yetişemediği çeşitli kaynaklarda ifade edilmektedir. Manas’ın Ak Kula adlı atı da
Mete’nin atı kadar ünlü atlardandır. Bu nitelikler içinde şekillenen at, sadece şamanist
düşünceye dayalı destanlarda değil, İslâm çağı Türk destanlarında da farklı ayrıntılarla
yaşatılır.

Battal Gazi’nin Aşkâr’ı olağanüstü anlayışla bir mağarada, bir ruhtan şekillenmiştir. Bu
at da insan gibi konuşur, sahibini korur ve havada uçar. Div-Zâde Aşkâr adlı bu atın Âb-ı
hayat’tan içtiği bu nedenle ölümsüzleştiği efsane olarak yaşamaktadır.
Köroğlu’nun Kırat’ı da insan gibi zeki ve anlayışlıdır. Bağdat’ta Köroğlu yiğitleri ile
esir edilince Kırat kimse beğenip almasın diye kör ve topal taklidi yapar.7 Kısa ayrıntılar
içinde ve belli davranışları ile Türk destanlarında at temel motif özelliğini taşır. Kahramanın
başarıya ulaşmasında en kuvvetli güçtür. Sahibini tehlikelerden korur, ona yol gösterir,
tehlikelere karşı uyarır, sahip olduğu olağanüstü güç sayesinde ölümlerden kurtarır, onu
başarıya ulaştırır. Atından uzak kalmış olan kahraman, gücünü-kuvvetini ve cesaretini
kaybeder, sıradan bir insan haline düşer.
Savaş meydanında Aşkâr’ı kaybeden Battal Gazi başka bir ata biner; fakat hiç bir
varlık gösteremez ve esir olur. Köroğlu da Kıratını Keloğlan’a çaldırınca bütün gücünü ve
maharetini kaybeder, ne zaman ki Kır atını tekrar eline geçirir o zaman kolu kanadı açılır ve
yenilmez bir güce sahip olur.
At motifi Cengiz Han destanında da aynı özelliklere sahip bulunmaktadır. Türklerde
ata verilen önemi işaret eden bir olay da Oğuz Kağan’ın Buz Dağı’na kaçan atını bulup
getiren bir beye Karluk adını vermesi gösterilebilir. Savaşlarda atlar, binicisine göre giydirilip
zırhlandıkları ve atların savaşlarda Alp gibi görev aldıkları Göktürk yazıtlarında işaret
edilmekte, bir ata Alp Salçı adının verildiği yazılmaktadır.
Türklerin geleneklerinden biri de kabileler arasında at yarışları düzenlenmesidir. Atın
kazanması boyun onuru olarak düşünülür. At yarışlarının sonunda savaşların çıktığı bile
olmuştur. Tarihi seyir içinde Türk destanlarındaki alp kişilerin kolu kanadı olan at motifi
bütün Türk destanlarında en önemli motiflerdendir.
Destanlarda başlayan bu tablo Dede Korkut’la bazı halk hikâyelerinde de devam eder.
Destan kahramanlarının atları; Oğuz Kağan-Alaca At, Köroğlu-Kırat, Alpamış-Bayçipar,
Er Töştük –Çal Kuyruk, Edige-Timçavar, Battal Gazi-Aşkar biçiminde sahipleri ile birlikte
anılırlar.

Rüya Motifi

Rüyalar destan kahramanlarının hareket tarzlarının tayinine ve gelecekteki olaylardan
haberdar olmalarına yaraması bakımından destanlarda önemli bir yer tutar.
Türk destanlarında ilk rüya motifine Alp Er Tunga’ya bağlanan Oğuz destanında Uluğ
Türk tarafından görülen rüyada rastlanmaktadır.
Bu rüyada Uluğ Türk, bir gün rüyada bir altın yay ve üç gümüş ok görür. Oklar kuzeye
doğru, yay da gün doğusundan gün batısına doğru uzanmış olarak belirir. Bu rüyasını Oğuz
Kağan’a anlatır. Rüya Oğuz boylarının geleceği ve teşkilatlanması hakkında bir ön haber
niteliğindedir.
Rüya motifine Dede Korkut, Manas Destanı ve Battal Gazi Destanı’nda da
rastlanmaktadır.
Dede Korkut’taki Salur Kazan’ın rüyasında evinin üzerine yıldırım düştüğünü,
kurtların evine saldırdığını gördüğünü anlatması üzerine Salur Kazan’ın avdan dönünce
obasının yağma edildiğini görmesi rüya motifinin önemli örneklerindendir.
Manas destanında Kırgızlara düşman han kızı Akılay, rüyasında bir sele kapıldığını, o
sırada altın yapraklı bir çınara sarıldığını babasına anlatır. Kısa bir süre sonra Şoruh Han
Manas’a yenilir ve kızı Akılay da esir kızlarla birlikte Manas’a hediye edilir ve Manas’ın
karısı olur.
Battal Gazi’nin karısı Gülendam, Battal Gazi’yi rüyasında görür ve müslüman olur.
Kısa bir süre sonra da Battal Gazi ile evlenir.
Türk destanlarında rüya motifi iki ayrı özellikte işlenir:
l. Oğuz ve Uygur destanlarında görüldüğü gibi, destanın bütününü etkileyecek ve
destan kahramanının hareket alanını çizecek bir anlayışı sergiler.
2. Bir mücadele üzerine kurulan destanda, kazanılacak başarıları ya da yaşanacak
felaketlerin vaktinden önce hissetmesini sağlar.
Her iki şekilde de bir bakıma toplumun geleceği sergilenir ve kadercilik anlayışı
işlenir.

Kurt Motifi

Destanlarda kurt Türk’ün hayat ve savaş gücünün bir simgesi olarak belirtilmiştir.
Şamanizm inancını yaşayan Türkler arasında kurt yaşam ve savaş gücünün önemli bir
işaretidir. Çevik, hareketli ve güçlü bir hayvan olduğu için çeşitli dönemlerde kimi Türk
boylarının bayrak ve flamalarına sembol olarak geçmiştir.
Uygurlara ait Türeyiş Destanı’nda Tanrı bir erkek kurt şeklinde yere inmiş, bir Türk
hakanının kızı ile evlenmiş ve Uygur nesilleri böyle türemiştir, diye anlatılmaktadır.
Göktürk Destanlarında da kurt motifi özenle işlenmiş, Türklerin yeniden çoğalışları bu
motife bağlanmıştır.
Oğuz Kağan Destanı’nda bir ışık içinden çıkarak Oğuz’la konuşan kurt, üç yerde Oğuz
ordusuna yol göstermiştir.
Kurt, destanlarda Börte Çine ve Asena adları ile bir sembol durumunu almıştır.

Kırklar Motifi

Türklerin önem verdiği, ona kutsal bir nitelik kazandırdıkları sayıların başında kırk
gelmektedir. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz kırk günde yürür, kırk günde konuşur, Kaf
Dağı’nın etrafını kırk günde dolaşır, verdiği şölende kırk kulaç yüksekliğinde direk diktirir ve
kırk masa hazırlatır. Dede Korkut, Manas, Battal Gazi, Danişment Gazi ve diğer destanlarda
ise kırk motifi kahramanın etrafında bir kuvvet haline gelen kırk alp veya kırk ereni ifade
eden bir kavramdır.
Her destan kahramanının arkasında ona bağlı kırk alp ya da ereni vardır. Bunlar
hareketlerinde bir bütün halindedirler. Birlikte yaşar, birlikte savaşırlar. Manas Destanı’nda
Manas’ın oğlu Semetey, Talas’ı geçerken düşmanları ile vuruşur ve zorda kalır, o anda göze
görünmez kırk er ona yardıma gelir. Görünmez âlemden gelen kırklar motifi Danişment Gazi,
Battal Gazi ve diğer mistik destanlarda üç değişik şekilde sergilenir.
l. Kırk sayısı ile bazı eşya ve davranışlar sınırlanır.
2. Destanlarda kahramanın etrafında meydana gelmiş kırk alp gücünü ortaya koyar.
3. Kırklar motifi ile görünmez âlemdan gelen koruyucu, güç verici, kutsallığa erişmiş
şahıslar ifade edilir. Alpların yanında bulunan bu kırk yiğit, uşak ya da möle olmayıp hepsi
de bey soyundandır. Alp Konturalı bu kırk yiğit için:
Hey kırk eşim, kırk yoldaşım,
Kurban olsun size başım
biçiminde seslenir.

Mağara Motifi

Destan geleneğinde mağara motifi bir inanca bağlı olarak belirgin şekilde
görülmektedir. Bazı Türk boylarında mağara evlerinin bulunduğu bilinmekte olup Türk
şamanizminde yer altının karanlıklarına uzanan mağaralar dünyasının önemi hep ön planda
tutulmuştur. Bütün Türk destanlarında görülen mağara motifine daha çok Göktürk
destanlarında rastlanır. Gök Börü Destanı’nda eli ayağı kesilerek bir bataklığa bırakılan
çocuk, bir dişi kurt tarafından denizin kıyısındaki bir mağaraya kaçırılır.
Türk destanlarının ilki diyebileceğimiz Alp Er Tunga destanında da mağara bir sığınak
olarak yer alır. Destanda Alp Er Tunga, İran’ı dört kere istila etmişse de tutunamamış ve
sonunda bir mağaraya sığınıp tek başına orada yaşamaya başlamıştır.
İslâmî destanlarda Battal Gazi’nin atı Aşkâr bir mağarada şekil aldığı gibi, rivayete
göre Köroğlu’nun ölümü ile Kırat da bir mağaraya girerek kaybolmuştur. Destanlarda sığınak
ve ana karnı gibi iki değişik şekilde etkili olan mağara motifinin dini geleneklerden
kaynaklandığı da kabul edilebilir.

Hızır Motifi

Türk halk kültürünün önemli bir ögesi olan Hızır motifi, destanlarımızda destan
kahramanına yol gösterip yardım eder.
Hızır inancı halen halk arasında Hızır efsaneleri olarak anlatılıp varlığını ve
yaygınlığını korumaktadır.

Geyik Motifi

Türk kültüründe kutsal olarak bilinen hayvanlardan biri de geyiktir.
Kimi Türk destanlarında rastlanan geyik motifi kutsal özelliğini korumaktadır. Bu
nedenle Anadolu’nun çeşitli yerlerinde geyik avlamanın uğursuzluk, hatta felaket getireceğine
inanılır.
Geyiğin kutsallığı nedeniyle geyik boynuzunun kimi evlerde uğur için duvara asıldığı
bilinmektedir.

Ok ve Yay Motifi

İlkel çağlarda Türk toplum hayatının en etkili savaş silahı olan ok ve yay da Türk
toplum geleneğinde giderek savaş silahı olmanın üstünde hukuki bir sembol olma özelliği de
kazanmıştır.
Bu anlayış zamanla daha da genişleyerek siyasi bir anlama yükseltilmiştir. Selçuklu
Sultanı Tuğrul Bey’in tuğrası ok ve yaydan meydana getirildiği gibi yine Tuğrul Bey’in
yaptırdığı bir caminin mihrabında ok ve yay motifi işlenmiştir.
Hukuki ve siyasi bir sembol özelliği taşıyan ok ve yay motifi bu anlamı Türk destan
geleneğindeki değerinden almıştır ki en yaygın ve etkili şekli ile Oğuz Destanı’nda görülür.
Uluğ Türk’ün rüyası bunun işaretidir.
Destanlarda ok ve yay unsuru daha çok destan kahramanının hüner ve maharetini
sergilemek için bir vasıta olarak değer kazanır. Bu nedenle ok ve yay destan kahramanlarının
kişiliğini değerlendiren milli bir motiftir.

Sihir Motifi

Türk destanlarında sihir motifi de önemli yer tutmaktadır. Uygur Destanı’nda yurt
bütünlüğünün ve halk saadetinin simgesi olarak bilinen bir yada taşı rivayeti bulunmaktadır.
İslâmiyetten sonraki Türk destanlarında bu sihir unsuruna fazlaca yer verilmiştir. Örneğin;
Battal Gazi destanında Battal Gazi ile kâfirler savaşırken meydana bir cadı girer ve karşısına
çıkan müslümana karşı efsun okuyunca müslümanların elleri bağlanır, etrafı sularla kaplanır.
Aynı destanın bir başka yerinde de yine bir cadı ağzından ateşler saçan yanındakilerle
Battal Gazi’ye karşı gelir, efsun okuduğu bir tasın içindekini Battal Gazi’ye atınca Battal
Gazi’nin etrafını alevler kaplar. Ateşin içinden çıkan bir ejderhayı da Battal Gazi okuduğu bir
dua ile etkisiz kılar ve sihir bozulur.

Aslan Motifi

Türk kültüründe aslan güç ve kuvvetin sembolü olarak önemli bir yer tutar. Bu
nedenle aslan başı bayrak ve sancaklarda sembol olarak kullanılmış, Orhun kitabelerinin
bulunduğu alanda heykelleri yapılmıştır.
Bazı destanlarda destan kahramanının yardımcısı olarak yer aldığı da bilinmektedir.

Bu içerik Gerçek Tarih Kulübü tarafından oluşturulmuştur.İçeriğin izinsiz ya da kaynak belirtilip link verilmeksizin kopyalanması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu‘na göre suçtur.

  • Site İçi Yorumlar