Blue Beam (Mavi Işın) ve Transhümanizm Projesi

Bu yazımızı anlamak için lütfen buraya tıklayarak daha önceki yazımızı okuyunuz!

Bu yazımızda Hz. İsa Yeryüzüne Tekrar İnecekmi?, Bizi Kimler Yönetiyor? ,Robotlar Dünyayı Ele mi Geçiricek?, Transhümanizm Projesi Nedir? , Mavi Işın Projesi(Blue Beam) Nedir? gibi soruları yanıtlayacağız.

İsrail, “Blue Beam” yani “Mavi Işın” projesi kapsamında hologram teknolojisi ile Hz. İsa’yı yeryüzüne indirecekleri yerdir. Dönemin ABD başkanlarından Jimmy Carter, Elisabeth Sinagogu’nda Yahudi dostlarına bir konuşma yaparak İsrail’in Gizli Teşkilat için ne kadar önemli olduğunu bir bakıma itiraf etmişti. Şöyle diyordu Başkan Carter:

   “Sizinle aynı Tanrı’ya saygı duyuyoruz. Bizler sizinle aynı Kitab-ı Mukaddes’i inceliyoruz. İsaril’in varlığını sürdürmesi sadece bizlerin uyguladığı siyesete bağlı değildir. Bu hepimizin üzerine düşen ahlaki görevdir.”

   ABD Başkanı Carter, Hristiyan olmasına rağmen Yahudi devleti olan İsrail’in varlığının kendileri için ne kadar önemli olduğunu dile getiriyordu. Bu nedenle İsrail az evvel de söylediğim gibi onlar için pilot bölgedir. Yani Hz. İsa’nın ineceği, büyük devletin kurulacağı büyük merkezdir.

   Sanıyorum Gizli Teşkilatın’ın sistemini anlamak için evvela aşikar olan yapılanmaları incelemk faydalı olacaktır. Zaten bugün ABD’yi ve orada faaliyet gösteren ve dünyaya yön veren örgüt ve yapılanmalara baktığımızda legal olan bir çok yapılanma görürüz.

   Fakat bu yapılanmaların bazıları legal ve aşikar faaliyet gösterirken bazıları legal olmasına karşın gizli olarak faaliyetlerini yürütürler.

   Bazıları ise hem illegaldir hem gizli olarak faaliyet yürütürler ki istihbarat gücüyle övünen ABD hiçbir zaman bu yapılanmaların faaliyetlerine müdahale etmediği gibi gizli teşkilatın hizmetinde olana emperyalistlerin ekmeğine yağ süren sayısız tarikatı veya örgütü de engellemek yerine el altından finansal olarak desteklemeye devam eder.

   Kabalist küresel baronlar, ölümsüzlüğün peşinde hem servetlerini hem de hayatlarını her zaman harcamaya devam ediyorlar. Bunun en son örneğini, vücüdunda neredeyse değişmeyen organ kalmayan ve hatta iddialara göre tüm kanını bebek kanlarıyla yani taze kanla değiştiren David Rockfeller ile gördük.

   Sadece David Rockfeller değil 13’ler Konseyi’nin(Dünyayı Yöneten Aileler diye sitemizde aratabilirsiniz) ve küresel baronların yegane amaçlarının başında gelir ölümsüzlüğü yakalamak ve bunun için sadece kendilerine çalışan bilim adamlarının bir araya getirildiği çok özel ve gizli laboratuarlarda çalışmalar sürdürürler.

  Küresel elitlerin ölümsüzlüğün peşine düştüğü, uzun yıllardır devam eden ancak son üç yıldır dünya gündemini meşgul etmeye başlayan bir konu vardır ve bu da gizli yürütülen projelerden bir tanesidir.

   Nanominör robotlar geliştirilip, bu robotları insan fizyolojine adapte ederek yeni bir tür ortaya çıkartmaya çalışmakla birlikte bunların deneylerini de gerçekleştirdikleri deşifre olmuştur. Nanominör robotlar ile ölümsüzlüğü yakalamış olan insanı adeta bir “cyborg” yani “yarı robot yarı insan” haline dönüştürmek için “Transhümanizm” projesi devreye sokulmuştur.

   Bu projeyi ilk defa yapay zeka çalışmaları ile başlatan kişi Google’ın mühendislerinden Ray Kurzweil isimli kişidir ki Kurzweil, Google’ın pek çok yapay zeka projesinin de başarılı mimarlarından bir tanesidir.

   Ünlü fütürist Ray Kurzweil oldukça ilginç bir isim. Yahudi asıllı bilim adamı Kurzweil, Google’a giriş yapmadan önce “Rockfeller Foundation” şirketinin özel laboratuarlarında görev yapması ile b iliniyor. Kurzweil’in iddiasına göre 2029 yılında seçilmiş olan bazı insanlar ölümsüzlüğü elde edecek ve sonsuza kadar yaşama şansını elde edecek.

Transhümanizm

  Transhümanizm ve “The Singulatrity” yani “ Teknolojik Tekillik” projelerine göre seçkinlerin hedefledikleri ölümsüzlüğün yanı sıra çok yakın bir gelecekte yapay zeka da şimdikinden çok daha ileride olacak ve medeniyetlerin radikal şekilde değişmesine sebep olacak.

   Küresel elitler transhümanizm projesi ile insan beynini bir bulut sistemibe bağlayacak ve nano teknolojiye sahip tıbbi cihazlar bağışıklık sistemimizin yerini alarak dolaşım sistemimizdeki tüm hastalıkara son verdiği gibi diğer her türlü yaralanma gibi konularda ise yeniden programlanıp eski bir uzuv yenisi ile değiştirebilecek.

   2005 yılında 14. Dünya Yahudi Kongresi sırasında Bar-Ilan Üniversitesinden Dr. Avraham Elqayam bir konuşma yapmış ve kabalist düşünceyi Hrry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi filmlere yaymayı başardıklarını, yeni atılımın ise “Bilim Kurgu ve Yapay Zeka” temalı filmler ile başlayacağını söylüyordu. Dediği de oldu ve yıl 2017, bilim kurgu filmlerinin zihinlerimizde oluşturdğu algıyı şöyle 30 saniye oturup bir düşünün…

   Transhümanizm projesi, 16.yüzyılda kabalanın daha okültik hale getirilmesini sağlayan Isaac Luria isimli kabaliste dayanıyor. Kendisinin Tapınak Şövalyesi bir mason olduğu bilinen Luria, insanlığın entektüel olarak geliştiği ve insanın tanrılık makamına yükseleceğini düşleyen bir okültistti.

   Kbalist Luria’nın tanrısallık fikri daha sonra Thomas Huxley tarafından desteklendi ve Huxley’in yeniden dizayn ettiği transhümanizmin de temelini oluşturan bu fikir hareketi “Evrim Teorisi” safsatasının da temelini oluşturdu.

   Aynı ideolojiye sahip olan ve Rothschild ailesi ile çok yakın dostlukları bulunan Thomax Huxley’in iki torunu vardı ve bu torunlar daha sonra çok ilginç görevlerde bulundular. Thonas Huxley’in torunlarından birisi olan Aldous Huxley ABD istihbarat servisi CIA için uzun yıllar “MK-Ultra” yani “Zihin Kontrol” projesinde baş aktörlerden bir tanesi oldu. Thomax Huxley’in diğer torunu Julian Huxley ise Rothschildler gibi ailelerin yönetici olduğu “İngiliz Kraliyet Konseyi” isimli oluşuma üye olmasınının yanı sıra 1958 yılında ise şövalye unvanını aldı ve UNESCOénun ilk kurucu direktörü olarak atandı. Julian Huxley yeni çağın en etkili Darwincisi oalrak kabul edildi ve küresel Siyonistlerin kurduğu neredeyse tüm elit oluşumlara dahil oldu.

   Julian Huxley’in çok etkilendiği bir isim vardı; “Katılik Darwin” olarak bilinen Cizvit Papazı Pierre Teilhard. Sözde bir aziz olmasına karşın, Darwin ideolojisine çok sıkı bir şekilde bağlıydı. Pierre Teilhard ise “ Yeni Dünya Düzeni” akımının önemli kuramcılarından bir tanesiydi.

   Papaz Teilhard, Arthur Clarke ve Marshall McLuhan gibi isimler insanın kolektif bir bilince bağlanması gerektiğini ve gelişen insanların robotik tanrısallığı yakalayabileceğini iddia ediyorlar ve bunun için de bilimsel çalışmalar yürütüyorlardı. Bu çalışmaların sermayasi de Rockfeller Foundation tarafndan karşılanıyordu.

   Küresel elitler ilk etapta bize Darwinizm’i pazarladılar ve günümüzde ise deizmin gerekliliğini pazarlıyorlar. Bugün ise her insanın aslında kendi tanrısı olabileceği düşüncesini yaymak için transhümanizm projesini gündeme getirtiyorlar. Bunun ilk adımını “yapay zeka” ilek çoktan attılar bile.

Etkileme Stratejisi

  Duygusu olan, hümanist, barışçıl ve merhametli robotlar, hukuka adalete inanan ve mazlumu koruyan robotlar Transformersler, Robocoplar, Terminatörler, Lucyler gibi yarı robot yarı insanımsı olanlar ile bilinçaltına kodlamalar yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor.

  Transhümanizm projesi insanların ruhsal ve fiziksel olarak yeniden ve isteğe göre karakterize edilmesini sağlayacak. Aynı zamanda projeye göre insan tanrısallığı yakaladığında haliyle dinlere gerek kalmayacak ve kürsel elitlerin dini Luciferizm yani ünlü Satanist Aleister Crowley’iin iddia ettiği idealde olduğu gibi sınırsız ve kuralsız özgürlük olacak ve insanlar tek bir inanış biçimine ikame edilecekler.

  Transhümanizm, küresel elitlerin kontrol edilebilir insanlar idealinin başka bir pencerisidir ve vaat ettikleri ise “tanrısallık, ölümsüzlük” gibi inanç boşluğuna düşen kitlelerin hayalidir. Bu nedenle dinlerin  içini boşaltma çalışması asırlardır süregelmektedir.

  Ancak bir sohbet esnasında kendisini dinleyen sahabelere Deccal’i anlatan Allah Resulüénün anlatımı bittiğinde “Deccal’den nasıl korunuruz ya Resulallah?” diye soran sehabeye “Onu tanıyarak.” Diyen Peygamber Efendimizin bu sözü gibi, bizler de ancak bu tehlikelerden onları tanıyarak, sinsi planlarını öğrenerek kurtulabiliriz ki bunun için de yine Kur’an’ın “OKU” olan ilk emrini yerine getirmek ile başlamalıyız…
Yazının devamı için tıklayınız!

  • Site İçi Yorumlar