Dünya Derin Devleti ve Komünizm

Bu yazımızda Komünistleri kim yönetiyor? , Karl Marx kimdir? ,Komünizm nerelerde? Komünizm tarihi? gibi soruların cevabını bulacağız.

Avrupa Birliği İçin Seçilen İdeoloji: Komünizm

Dünya Derin Devleti, aslında kendi hakimiyetindeki bir dünya hükümleri için AB’yi bir model olarak tasarlamıştır. Bu şekilde ülkeler üstü bir yönetim öngörmüştür. Bu idare şekli, sovyetler Birliği’nde, Çin’de, Küba’da, Kuzey Kore’de görmeye alıştığımız kapalı devre, elit bir kadronun sözünün geçtiği yöntemin modelidir. Bu nedenlede AB için seçilen ideoloji de aslında komünizmdir. AB’nin merkez kadrolarındaki elitlerin adları genellikle sosyalist, sosyal demokrat ya da liberal sıfatlarıyla tanımlanmaktadır. Fakat gerçekte temel ideoloji, komünizmdir.

Komünizm Temelleri Avrupa’da Atıldı


Komünist ideolojinin temellerinin atıldığı kıta, Avrupa’dır. Komünist ideoloji Fransa tarafından üretilmiş ve Dünya Derin Devleti tarafından olgunlaştırılmıştır. Marx, Lenin gibi komünist ideologlar İngiltere’de yetişmişlerdir. Konuya ilgili detayları sonraki bölümlerde bulabilirsiniz.
Komünist Manifesto’nun hazırladığı ve yayımladığı yer İngiltere olmuştur. Marx ve Engels, Fransız Devrimi’nin radikal liderlerinden Maximilien Robespierre’den, İngiliz ekonomist Davit Ricardo’dan, yine Alman felsefeci Hegel’den derin etkilenmişlerdir. Lenin ve Stalin’in köylü devrimleri, Mao’nun kültür devrimi, Pol Pot’un Kamboçya ihtilali, Küba gerilla hareketleri, hep bu Avrupa merkezli “sınıf kavgası” teorileri üzerine bina edilmiştir.


Komünizmin uygulamaları dünyanın dört bir yanına yayılsa da ideolojik temeli Avrupa’da atılmış, yeşertilmiş ve gerektiğinde zamana göre revize edilmiştir. Kitleleri peşinden sürükleyen manifestolar hep Avrupa’da yazılmıştır. Komünizmin ilk teorisyenlerinden olan Rosa Luxemburg, Otto Bauer, Rudolf Hilferding, Karl Kautsky de Avrupa menşeli ideologlardır.
AV düşünçesi gerçekte ilk olarak Otto Bauer’in planıdır. Bayer, Avrupa kapitalizminin kaçınılmaz olarak sosyalist bir Avrupa Birleşik Devletleri ile sonuçlanacağına inanmıştır. Yine komünizmin öncülerinden Leon Trotsky, Avrupa devletlerinin birleşmesinin komünist bir Avrupa’nın ilk aşaması olacağını birçok yerden dillendirmiştir.


1968 Paris Ayaklanması da aslında Avrupa kıtasındaki tam teşekküllü bir komünist devrim denemesidir. Nitekim bu ayaklanmanın komünist kadroları, on yıllarca Avrupa siyasetini yönlendirmişlerdir. Daniel Cohn-Bendit ya da Fransa’daki Trotsky yanlısı hareketin lideri Alain Krivine gibi bu kalkışmanın önde gelen isimleri, halen Avrupa Birliği’nin etkisi siyasi figürleri olarak politika yapmaya devam etmektedirlerdir.


Avrupa siyaseti, Marksist ideolojinin etkisinde kalan birçok siyasetçi görmüştür. Örneğin Avrupa Birliği’ni kuran Maastricht Antlaşma’sının iki mimarından biri olan François Mitterrand ve İtalya’ya da 10 yıl cumhurbaşkanlığı yapan Giorgio Napolitano, Marksist geçmişe sahiptir.

AB’nin kurucuları arasında kabul edilen Sicco Mansholt, Paul-Henri Spaak ve Altiero Spinelli, Marksist ideolojinin takipçisi olan teknokratlarıdır. Spinelli’nin hapisteyken Ernesto Rossi ile yazdığı Ventotene Manifesto, AB’nin kuruluş belgesi olarak kabul edilir. Bugün de Avrupa’yı federalleştirmek amacının güden Spinelli Group hareketi, Cohn-Bendit ve Joschka Fischer gibi komünistler tarafından yönetilmektedir.


Bugün bir çok çevrede AB’nin siyasi yapılanmasının ve yönetim kurallarının gün geçtikçe Sovyetler Birliğini’de benzediği seslendirilmektedir. Sovyetler Birliği toplama kamplarında ve akıl hastanelerinde 12 yıldan fazla kalmış olan Vladimir Bukovsky’nin başını çektiği bir grup, AB’ yi komünizme yaklaşmakla eleştirmektedir. Öyle ki Bukovsky, Avrupa Birliği ve Sovyetler Birliği arasındaki tek farkın isimlerinde olduğunu iddia etmektedir. AB’nin aynı SSCB gibi sosyalist yönetimler altında birleşmiş ve bir grup seçkin bürokratik elit tarafından yönetilen federal bir yapı olduğunu anlatmaktadır.


İngiliz Bağımsızlık Partisi yöneticilerindem Peter Reeve de İngiltere’nin AB’den çıkmasını savundururken ” Henüz çıkabilirken çıkalım, çünkü samimi olarak AB’nin totaliter bir rejim haline geldiğine ve Marksist bir devrimin yaşanmakta olduğuna inanıyorum.” demiştir.


Avrupa Komisyonu; Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’ nin aksine seçilmiş değil, atanmışlardan oluşan bir kurum gibi hareket etmektedir. Komisyonda en uzun dönem başkanlık yapmış kişi olan Joeise Manuel Barroso eski bir Maocu’dur. Yine eski başkanlardan Jacques Delors, Romanı Prodi, Manuel Narin hep sol eğilimli politikacılardır.

  • Site İçi Yorumlar